< Güneşli Pazartesiler - HasSickTear FC - Blogcu








30/4/2007

Güneşli Pazartesiler

Güneşli Pazartesiler-Mondays In The Sun-Los Lunes Al Sol


İspanya’nın Ken Loach’u kabul edilen Fernando Leon De Aranoa, Kuzey İspanyada endüstrisi gelişmiş bir liman kentinde, manzaralı arsasına lüks bir apartman kompleksi inşa edileceği için çalıştıkları tersane kapatılınca işsiz kalan 200 işçiden bir grup işsizin hayatlarını anlatıyor bize, her günlerini Pazar günüymüş gibi yaşayan insanların öyküsü, aslında buna Avrupa işçi sınıfının filmi de diyebiliriz. Çünkü bu filme dayanarak genelleme yapmak hiç de yanlış olmaz sanırım. Zaten filmin iddiasına göre “bu film gerçek öyküye değil, binlerce gerçek öyküye dayanıyor”. Başvurduğu işlere kabul edilmeyişinin sebebi yaşı olan Lino’nun (Jose Angel Egido) saçlarını boyayıp oğlunun kıyafetlerini giyerek iş görüşmelerine gitmesi ama sürekli terlemesinin onu zora sokması, eşinin kazandığı parayla geçindiği için kendine güveni kalmayan Jose’nin (Luis Tosar) her şeye alınması, bir sokak lambasını kırmaktan sabıkalı devrimci, öfkeli ve bir o kadarda sempatik Santa’nın (Javier Bardem) mahkeme mahkeme dolaşıp inatla kefaletini ödememeye çalışması ve davanın bittiği gün tepkisini yeni bir sokak lambasını kırmakla göstermesi ve diğerlerinin durumları... Hepsi gerçek bir trajikomik. İnsan kızarken, üzülürken bile gülebiliyor olanlara. Aslında bu gülme insanları bu duruma düşüren her kişiye, her kurala, her sisteme alaycı bir gülümseme olarak düşünülebilir ve filmi izlerken o kadar çok savuruyorsunuz ki bu gülümsemelerden insanın durup eşitlik diye bağırası geliyor.

O kadar hızlı büyüyor ki dünya, istediğimiz her şeye artık çok kolay ulaşıyoruz ya; o kadar kendimiz için yaşıyoruz ki, büyüyüp zengin olacağız ya; birbirimizi anlamak ve birbirimiz için bir şeyler yapma hissi uzaklaşıyor bizden, bizi ilgilendirmiyor ya; gitgide tahammülsüzleşiyoruz her şeye karşı, bizi rahatsız ediyorlar ya; sorgulamıyoruz olanı alıyoruz, bizi yormuyor ya; yanlışları düzeltmek zor geliyor, biz rahatız ya. İşte bundan ya neden ezilenin daha çok ezildiği.. Filmi izlerken insanın kendine bunları sorması kaçınılmaz oluyor.

Filmin en güzel sahnelerinden biri ise hiç şüphesiz. Nata'nın bebek bakıcılığından kazandığı paranın bir kısmını Santa'ya vererek bu işsiz tayfayı bir geceliğine bir zengin evine doldurarak Santa’nın çocuk bakmasıdır. Arkadaşları verandada viskileri götürüp zenginler güzel bir hayat sürerken kendilerinin neden süründüğüne kafa yorarken, iki yaşındaki oğlana karıncayla ağustos böceğinin masalını okuyan Santa’nın sahnesi unutulmazdır. Santa hikâyeyi okumaya başlar:


----Bir varmış, bir yokmuş bir ağustos böceği ile bir karınca varmış karınca çok çalışkanmış ama ağustos böceği tembelmiş karınca çalışırken ağustos böceği çalar oynarmış günler geçmiş karınca bütün yaz çalışmış bir sürü yiyecek biriktirmiş kış gelince ağustos böceği aç kalmış karıncanınsa her şeyi varmış. Bu karınca puştun tekiymiş. Ağustos böceği karıncaya gelmiş karınca ona “ağustos böceği kardeş sende çalışsaydın sende aç ve açıkta olmazdın” demiş ve ona kapıyı açmamış. Kim yazmış bunu, aslı böyle değil, karınca puştun, spekülatörün teki.Hem niye bazılarının ağustos böceği olarak doğduğunu söylemiyor. O zaman baştan boku yersin. Burada onu yazmamışlar.

ve daha bi çok can alıcı diyalog...

++ Adam zevkli biriymiş.
---- Zevk herkeste vardır. Adamın parası var.

***Balık gibi kokuyorum.
__Balık gibi değil. Deniz kızı gibi...

----“2 yaşlı yoldaş yolda karşılaşmışlar. Biri demiş ki:

—Bak komünizm hakkında söylenen her şey yalanmış.
—Evet, ama daha kötüsü de kapitalizm hakkında söylenen her şey doğruymuş."

----Tanrı'ya inanıyor musun?
++Tanrı'ya inanıp inanmamam önemli değil. Asıl soru Tanrı'nın bize inanıp inanmadığı. Eğer Tanrı bize inanmıyorsa esas o zaman yandık...Tanrı bana inanmıyor.Tanrı sana da inanmıyor. En çok da ona inanmıyor.
----Ben sana inanıyorum.

ulash




EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »